9 Şubat 2012 Perşembe

Bir Portre - Arif bey

Arif bey - 2011

3 yıl önce kapanan, fakat zamanında birçok fotografseverin buluşma ve muhabbet noktası Kadıköy Fotomarket’in sahibi, güzel ve arif insan Arif bey. Aynı zamanda avukat ama benim gördüğüm kadarıyla gönlü fotoğrafta ve fotoğraf etrafında dönen dünyada. Gerçek fotografseveri fark ettiği anda yardımını, bilgisini hiç esirgemez. 40-50 yıl öncesinin Contarex, Leica veya Rolleiflex’lerinden birini eline aldığı zaman duyduğu mutluluk ifadesi yüzünden hemen okunur. Bugün olduğu gibi kullan ve at mantığıyla değil, uzun yıllar kullanılsın, çocuklar da torunlar da kullansın mentalitesiyle üretilmiş, günümüzden çok farklı bir dönemin ürünü bu mekanik harikalara ve onları yaratan zekaya ve emeğe olan saygının bir ifadesidir bu aynı zamanda.

Meraklısı için fotoğrafın karanlıkoda hikayesi:
35mm rangefinder tipi makinada ultra keskin 90mm optik. Kodak Tmax400 film. Ilford Perceptol film banyosu. Bu banyo, standart ID-11 veya D76’ya göre biraz daha az grenli sonuç verir, amma velakin fiziğin 1 numaralı kuralı burada  da geçerli: bedava ekmek yok! Bir şeyden kazanırken başka bir şeyden kaybediyoruz. Perceptol ile gren küçülürken filmin hızı bir miktar düşüyor. Ne kadar? İşte onu herkesin kendi ortamına göre, yani kendi fotoğraf makinasına, pozometresine, termometresine, agrandizörüne vs’ye göre test etmesi en doğrusu. Ben Tmax400’ü EI250 hızında çektiğim zaman gölgesinde yeterince detay olan negatifler elde ediyorum. Çoğunlukla el pozometresi ile gelen ışığı ölçtüğümü de ekleyeyim.


Bu negatifteki ana “zorluk” (“challenge” daha mı güzel oturuyor?) yüzün bir yanı koyu gölgede iken diğer yanının pencereden gelen difüz ışıkla aydınlanmış olması, yani aradaki yoğunluk farkı. Ton skalasının her iki ucunu da tek bir poz süresiyle karta aktarabilecek düşük kontrastlı bir filtre kullanmak elbette mümkün. Ama gidip fotoğrafı bu şekilde bastığınız zaman hem gölgede hem de aydınlık yerlerde detay olmasına rağmen genel izlenim çok da tatminkar olmayacaktır. “Baskılarım çamur gibi oluyor” şikayetleri genellikle bu yaklaşımdan kaynaklanıyor. Ton skalasının uç noktalarını yakalayabiliyorsunuz ama birbirine yakın tonlarda yeterince ayrışma yaratamıyorsunuz. Halbuki baskının çıkış noktası *lokal* kontrast olduğu zaman durum değişiyor, baskı canlılık kazanıyor. Tende istenen lokal ton ayrışmasını elde edecek şekilde bir kontrast filtresi seçebiliriz. Bu sefer de tabii ki düz baskıda ton skalasının uç noktalarındaki detayı kaybedebiliyoruz. Aşağıdaki düz baskıda bu çok net görünüyor: beyazlar kartın beyazı olarak kalmış. Ama birazcık ek zahmetle bu sorunu gidermek mümkün. Yüzün bize göre sol yanına bir miktar ek poz vererek negatifte var olan detayı kolaylıkla ortaya çıkartmak mümkün.

Düz baskı
Şimdi sadede geleyim, aşağıdaki baskı planı yardımıyla baskı işlemini tarif edeyim. Ana poz için fiber tabanlı Ilford Multigrade Warmtone kartı 3.5 numara filtreyle 18s pozladım. Bunlar, yüzün bize göre sağ yanında uygun kontrast ve ton elde etmeye yönelikti. Bu ana poz içinde tel ucunda minik bir parça blu-tac (bknz, 6 Ocak tarihli posta) ile gözleri 3s maskeledim, daha açık olmalarını sağladım. Ardından mavi hattın soluna bir karton yardımıyla 3s daha verdim. Buna ilaveten, elimi maske olarak kullanarak yeşil hattın soluna, ve gittikçe sola doğru kayarak 3s ek poz verdim. Yetmedi, dahası var J Kırmızı hattın solunu biraz daha karatmak için bu sefer uygun şekilde bir karton kestim. Gördüğünüz gibi hem ele daha fazla ton vermek hem de sol arka planı karartmaktı amacım. Bu kartonu agrandizör objektifi ile fotoğraf kartı arasındaki yüksekliğin yarısı kadar mesafede yavaş yavaş hareket ettirerek kırmızı hattın soluna 12s ek poz verdim. Son olarak, sağ arka fonu karartmak için sarı hattın üstünü 27s pozladım. Gördüğünüz gibi, yüzün bize göre sol tarafına istenen tonu vermek için bir işi üçe böldüm. Ek pozları, her seferinde bir şeylerin azıcık farklı yapıldığı daha küçük parçalara ayırmak bariz izlerin ortaya çıkmasını engellemek için sık kullandığım bir yöntem.

Baskı planı
Şimdi diyeceksiniz ki, niye oraya 7 değil de 3 saniye daha fazla poz verdin. Bunun kolay bir cevabı yok ne yazık ki. Ben bu maskelemeleri ve ek pozları genelde ana pozun bir oranı veya katı şeklinde düşünüyorum. Mesela 3s derken ana pozun 1/6’sı olarak düşünüyorum. Ana pozun %10’u, %20’si, %50’si vs ne kadar ton değişikliği yaratacak, tecrübeyle bunları sezebiliyorum. Yanlış bir izlenim doğmasın; hala ilk denemede yanıldığım  çok oluyor. Sözün özü, bu karanlıkoda işi %95 uygulama ile pekişiyor. Deneme-yanılma ve sabır bu işin gerek şartı. Özellikle yeni başlayanların çöp kovası dolmuyorsa bir şey öğrenmiyorlar demektir. Web’den okumalarla veya bir kursa giderek bu iş ancak bir yere kadar gidebilir, çünkü olay “x tekniğini şurdan oku, uygula veee bingo” şeklinde yürümüyor; sizin uzun bir süre boyunca bizzat vaktinizi ayırmanız, emek harcamanız, malzemeyi, yani filmi, kartı, kimyasalları, agrandizörünüzün ışığının karakterini tanımanız gerekiyor. Bir de çok kolay tatmin olmayan bir mizaca sahip olmanın avantaj olduğunu düşünüyorum.

2 yorum:

  1. Cok yararli yazilar. 1, 2 ay once kesvettim ve okumaya devam ediyorum.

    YanıtlaSil