14 Eylül 2013 Cumartesi

Fotograf ve Suistimal

Geçen hafta yayınladığım fotografın hayaleti beni günlerdir rahat bırakmıyor. Eminönü'de Mısır'daki olaylarla ilgili bir mitingin civarlarında dolanırken birdenbire yanıbaşımda kendiliğinden gelişen ve birkaç saniyede tekrar dağılan o sahnenin fotografını niye çekmiştim? Zor durumdaki adamcağızı kendi fotografıma bencilce malzeme mi etmiştim? Dün gece gelen ve bu yazıyı tetikleyen bir okur yorumunda yazdığı gibi bu adamcağızı "kullanıp atmış" mıydım? Sadece o değil, soldaki şapkalı adamı da aslında hiç olmadığı, şimdi belki de utanacağı bir şekilde mi göstermiştim? Haberci değildim, sosyal bir proje peşinde değildim; çektiğim fotografın muhtemelen evsiz olan adamın hayatına olumlu bir katkıda bulunma ihtimali hiç yoktu. İlk sorumun cevabı kolay: çünkü sezgisel olarak büyük bir potansiyel görmüştüm ve bu potansiyel o anda  değerlendirebildiğim kadarıyla diğer sorunlardan daha ağır bastı. Diğer soruların cevaplarıysa ya yok, ya da cevaplar kolay değil. Bunların problem  olduğunu kabul ediyorum. Hatta bunlar o kadar ciddiye aldığım problemler ki 15 yıllık arşivimde içinde evsiz diyebileceğimiz bir insan olan başka fotograf yoktur.

Yukarıdaki bütün problemlerin yanında daha soyut ve sübjektif olmak üzere artılar da var bence. Sözkonusu fotograf insanı duygusal olarak bıçak sırtında bırakabiliyor ve bu rahatsız edici bir gerilim yaratıyor. Veya öğeler semboller olarak da hayal edilebiliyor, fotograf sembolik olarak okunabiliyor. Hatta hiçbir anlam peşinde koşmadan, sadece gerçeküstü absürd bir durum olarak bile bu kareye bakılabiliyor. Geçen haftaki yazımda fotografın içeriğinden bilinçli olarak hiç bahsetmemenin nedeni izleyiciye bir yön vermeden herkesin bu okumayı kendisine göre yapmasını istememdendi.

Bahsettiğim problemleri ve artıları bir teraziye koyup tartmak fotografçı için ciddi bir risk, çünkü kefenin hangi tarafa doğru kayacağı mutlak değil, kişiye göre çok değişiyor. Ve fotografçı "yanlış" kefede kaldığı zaman diğer kefedekilerden fena eleştirilebiliyor. Ben artıların problemlere kıyasla ağır bastığını düşündüğüm için fotografı yayınlamaya karar verdim. Yayınlamadan önce ve yayınladıktan hemen sonra "burada suistimal görüyor musunuz?" diye birkaç kişiye özellikle danıştığımı belirteyim. Tüm sorumluluk tabii ki bende; sadece ikilemin başından beri farkındayım ve benim için çok da kolay bir karar olmadı demek istiyorum.

Son olarak, geçen haftaki yazım fotografın yanında maalesef son derece süfli kaldı. Silmektense benim utancım olarak olduğu gibi kalmaya devam etsin.

2 yorum:

  1. Merhaba Omar,
    Bu konuda müsaaden olursa ben de bir şeyler eklemek isterim. Yazdıklarından önce aslında sorulması gereken sorular var. Neden bu kadar yoksul, evsiz, bakıma muhtaç insanımız var? Neden insanların gelirleri arasında bu kadar uçurum var? Neden sosyal bir devlet değiliz?
    Senin de bir ücretli çalışan olduğunu biliyorum. Sen daha maaşına eline almadan ciddi oranda bir vergi otomatik olarak devletin kasasına gidiyor. Ek olarak ödediğin dolaylı verginin haddi hesabı yok. Bu ülke ücretli çalışanları dışında doğru dürüst bir vergi toplayamıyor (belki de toplamak istemiyor). Topladığı üç beş vergi ile de ne yapıyor? Sosyal devlet adına sadaka dağıtmaktan öteye gitmiyor, gidemiyor, hatta gitmek istemiyor. Gelir dağılımında adaleti sağlayamadığında da bu görüntüler ortaya çıkar. Yanı kısacası çekene değil de çektirene bakmak lazım. Salgado, "Workers" serisini çektiğinde işte bu adaletsizlikleri ortaya koymaya çalıştı. Ve şık giyimli baylar, bayanlar onu acıyı estetize ettiği için eleştirdi. Belki de o görüntüler karşısında kendi sorumluluklarını bilinç altlarında böyle rasyonalize ettiler.

    İkinci olarak ben bu fotoğrafı şu şekilde de okuyabilirim:
    Sağdaki adam devleti temsil ediyor. Temiz ve şık giyimi, şapkası, elinde purosu ile araya mesafe koyarak, yüzünde hafif bir gülümsemeyle (hor gören bir gülümseme) halkına tepeden bakıyor. "Mesafe ile".

    Yazdıklarının tamamı doğru şeyler. İnsan bir fotoğrafı yayınladığında kendi kontrolünden çıkıyor ve hiç de tahmin etmediği sokaklara sapabiliyor. Çok çetrefilli bir iş. Belki de burada yapılması gereken izleyiciye çok fazla açık kapı bırakmamak ve onu kendi bakış açına yönlendirmek. Ya da hiç yayınlamamak. Sırat köprüsünde yürümek gibi bir şey. Kolay gelsin o zaman

    Sağlıcakla Kal
    Taylan

    YanıtlaSil
  2. Sosyal devlet olmaya kalkıştığı zaman bak nasıl oluyor. Bugünkü gazetelerden:

    Binanın açılış töreninden önce konuşan AK Parti Tekirdağ Milletvekili Ziyaeddin Akbulut, 2005 yılında AK Parti hükümetinin engellilere yönelik yasalar çıkardığını belirterek, “Bu insanlar sokağa çıkamıyorlardı, evlerde saklanıyorlardı. Anneleri babaları bu insanları sokağa çıkarmaya sıkılıyordu, utanıyordu. Ama hükümetimizin 2005 yılında çıkardığı yasa ile biz engellileri insan yerine koyduk, adam yerine koyduk. Bazıları ‘eskiden evimizdeki engelli, yatalaklar bir an önce ölse de kurtulsak diye Allah’a yalvarırdık’ diyordu. Şimdi ‘aman ölmesin, evimizin bereketi bu. Ben onun yüzünden devletten 450-500 lira bakım ücreti alıyorum, aman ona bir şey olmasın diye bakıyoruz’ diyorlar. İşte zihniyet değişikliği bu” dedi.

    YanıtlaSil